Küçük Bütçeler Büyük Yaratıcılık Gerektirir - Blog
444 56 07
Arama Sonuçları

Küçük Bütçeler Büyük Yaratıcılık Gerektirir

Küçük, orta ve büyük ölçekli i
Yazar ozgurkaragoz üzerinde 17 Kasım 2014
| 0

17 Kasım 2014

Ekonomide uçup, birinci sınıf etkisi yaratmak için pazarlama taktikleri…

Büyük ya da küçük firma olmanız, yüksek bütçenizin olması ya da olmaması, geniş bir ekibinizin olması ya da tek kişilik bir şirket olmanız… Hiçbir şeyi değiştirmez. Önemli olan markanızı satın alacak tüketicilerin yüreğine dokunmanız. O da yüksek bütçeler, yüzlerce kişilik ekip değil, tüketicinin aklını okumak, iyi bir planlama yapmak, bol yaratıcılık, sıkı takip, esneklik, kıvraklık ve en önemlisi “yürek” gerektirir. O yürekle tüketiciyi kazanacak, o yürekle büyüyecek, o yürekle büyük kalacaksınız…

Yönetim danışmanları Don Peppers ve Martha Rogers, “Müşteri olmadan, yaptığınız şeye ‘iş’ değil ‘hobi’ denir” demişler. Hobiniz değil bir işiniz olsun istiyorsanız, müşterilerinizi, tabiri caizse, “tavlamanın” bir yolunu bulmak zorundasınız.
Devlerin arasındasınız. Evet… Ama onlar ne yaparsa siz de yapabilirsiniz. En çok yüreğinize dokunan marka hangisi? O marka ne yaptı da sizin yüreğinizi kazandı? Siz de onun yaptıklarını yapabilir misiniz?

Bütçeniz aynı olmayabilir. Onlar “birinci sınıf” uçuyor olabilirler. Siz ekonomide uçun. Sonuçta uçak indiğinde aynı zamanda, aynı yere varmış olacaksınız. Böyle söyleyince o uçuş süresini nasıl geçirdiğiniz en önemli bileşen oluyor değil mi? Uyku gözlüklerinizi takıp, ayaklarınızı uzatıp varmayı bekleyebilirsiniz ya da uçakta tanışmadık insan bırakmayıp, her birinin yüreğine dokunabilirsiniz. Üstelik ekonomi fiyatına!

taşın suda yarattığı etki

Önemli olan attığınız taş değil, onun yarattığı etki…
Dalga dalga yayılabilir de, suyun dibini boylayabilir de. Öncelikle insanlara anlatmak için can atacakları, paylaşmak isteyecekleri bir şey verin. Unutamayacakları bir şey. Olayın kendisi değil, akıllarda, yüreklerde bıraktığı iz önemli. Çok yakın dönemdeki “ice bucket challenge” çılgınlığını hatırlarsınız. Nasıl virüs gibi yayıldı. Fitilin ateşini ilk yakan çocuk, ALS hastalığının nasıl hissettirdiğini anlatmak, kişilerin kısa bir süre için de olsa hastalarla empati kurmalarını sağlamak üzere kişilerden bir kova buzu kendi üstlerine boca etmelerini istemişti. Tüm dünyada herkes, buz gibi su altında titrerken çektiği videosunu sosyal medyada paylaşmak için bekliyormuş meğer! Başka bir fitili ateşleyecek fikri bulan neden siz olmayasınız?

Gündemi takip edin. O size yüreklere nasıl dokunacağınızın yolunu gösterir…
Büyük markalar gibi ana sponsor, yan sponsor olun demiyorum ama gündemi dolduran konu, etkinlik her ne ise peşinden gidin. Derbi maçı mı var? Markanızı dahil edecek bir yol bulabilirsiniz. Bir tweet’iniz bile markanızı dakikalar içinde binlerce kişiye ulaştırabilir. Burada tabi sıcağı sıcağına, gündem güncelliğini kaybetmeden davranmak da çok önemli. Geçenlerde Tweeter’da bir kullanıcı “Gelir düzeyiniz bir ilişki yaşamaya müsait değilse o işlere hiç kalkışmayın. O da eksik olsun. Kimse sizinle tavuk döner yemek zorunda değil” diye tweet attı. Olay büyüdü ve kısa zamanda Twitter, ünlülerin de katıldığı tavuk döner savunucuları ve karşıtlarının forum alanına dönüştü. Yemek firmaları hemen bu durumdan fırsat yaratıp, retweet alacak tweetler attılar. Yemek Sepeti aşağıdaki tweetiyle, retweet almasının yanı sıra birçok haber sitesinde de konu oldu. Halen de konunun peşini bırakmıyor!

yemeksepeti tavuk döner twitter paylaşımı

İçerik artık vazgeçilmezlerden oldu…
Gerçek hikayenizi, ardındakileri anlatın. Aslında bu, markanızın hikayesi, markanızın sundukları değil mi? Aslında bu, insanların markanızdan beklentileri, duymak istedikleri, öğrenmek istedikleri değil mi? Unutmayın, tüketicinin kalbine giden yol, markanızı göz önünde tutan samimi, bilgilendirici, tüketicinin ihtiyacı olan içeriklerden geçer. Onlara duymak istediklerini anlatın. Herkesin anlattıklarını değil ve herkesin anlattığı şekilde değil. Kelimelerin gücünü gösteren şu videoyu seyretmiş miydiniz?

“Online” bir hayata hazır olun…
Basit ama etkileyici bir web siteniz olsun. Web siteniz mobil uyumlu olsun. Sosyal medya vazgeçilmeziniz olsun. 24 milyon küçük ölçekli iş sahibinin aktif birer Facebook sayfası olduğunu biliyor musunuz? Tek taraflı sosyalleşmek yetmez… Takipçilerinizi işin içine katın (Sosyal medya oldukça geniş ve başka bir yazının konusu). Arama motorlarında listelendiğinizden emin olun. Online yaşamak, olumsuz eleştirilere de hazırlıklı olmak demektir. Ne yaparsanız yapın, binlerce kişinin kalbine dokunurken binlerce kişinin de tepkisini çekebilirsiniz. Örneğin yukarıda bahsettiğim tavuk döner tweetini atan kız, tepkilerden dolayı hesabını kapatmak zorunda kaldı. Hızlı olmak, düşünmeden hareket etmek değildir!

veriye ulaşım

Sağım, solum, önüm, arkam veri…
Evet… Artık tüketici verilerine ulaşmak o kadar kolay! Web sitenizi ziyaret edenler, sosyal medya takipçileriniz… kim, kiminle, nerede, ne zaman, ne yapmış, nasıl yapmış, kim görmüş, ne demiş? Bu veriler bir tık uzağınızda… Bu verileri toparlayıp doğru yorumlarsanız, ve buna göre aksiyon alırsanız “o” tüketiciye “sizin” markanızdan yakını olamaz.

Hedefsiz, plansız, stratejisiz asla…
Varmak istediğiniz yeri bilmezseniz plan da yapamazsanız, gidiş yolunu da belirleyemezsiniz. Herkesin amacı “para kazanmak” ama böyle genel bir hedefle yola çıkamazsınız. Yine sormalısınız? Kimden? Neyle? Nerede? Ne zaman? Nasıl? Neden? Böyle söyleyince basit ve komik geliyor ama bir cümle kurmak için gereken 6 öge, bir iş kurmak için de gerekli… Sonuçta bu 6 öğenin cevabı, hedefinizi, yolunuzu ve yönteminizi size gösterecek… 6 öge ve 1 cümle ile ifade edemediğiniz bir şeyi satabilir misiniz? Buna ister pazarlamanın 4p’si, ister pazarlamanın 7P’si , ister 5N-1K soruları deyin… Ne derseniz deyin… Cevaplarını bilin yeter. Ben eski bir pazarlama profesyoneliyim. Basite kaçmıyorum, inanın… Cevapları detaylarıyla vermeye çalışınca anlayacaksınız. Kanadalı blog yazarının başlattığı “kırmızı ataş” hareketini duydunuz mu? Ev almayı hedefleyerek 14 Temmuz 2005’de kırmızı bir ataş ile yola çıktı. Veeeee… Evet o ataş ile 5 Temmuz 2006’da evini aldı. Nasıl mı? İnternette kırmızı ataşını değiş-tokuş yapacağını duyurup onu balık şeklinde kalemle, kalemi el yapımı kapı koluyla değiş tokuş ederek ve her seferinde değiş-tokuş yaptığı ürünü büyüterek on dört değiş-tokuş sonrası üç yatak odalı evine ulaşmış! Kyle’ın hikayesini daha detaylı bilmek istiyorsanız için hadi tıklayın…

Varmak istediğiniz yeri, izleyeceğiniz yolu, yolun üstündeki engebeleri, yol arkadaşlarınızı biliyorsanız oraya nasıl varacağınızı da bilirsiniz… 1 ataş ile 1 ev almak… Kimse hayal edebilir miydi? Ürününüzün kalitesi, fiyatlandırmanın doğru yapılmış olması, satış öncesi ve sonrası hizmet, bütçe ve ekip elbette önemli… Hali hazırda yaptığınızı varsaydığım, hepimizin bildiği kartvizit bastırma, broşür bastırma, bağlantıları kullanma gibi “yeni iş kuranlara taktikler” diye aradığınızda rahatlıkla ulaşabileceğiniz olmazsa olmazlar da. Ama en önemlisi kime, ne sunduğunuz, nasıl sunduğunuz? İhtiyaç duymayan birine, kendini yakın hissetmediği bir şeyi hiçbir bütçe ve hiçbir ekiple satamazsanız…

Diğer Yazılar

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak